2 Haziran 2010 Çarşamba

I am not afraid.

Saat 16:38.
bir internet kafenin ikinci katında, köşedeki bir bilgisayarın ekranına bakayorum.
ve kendimi internet kafedeki adam olarak hatırlıyorum.
yazamıyorum, yazamıyorum.
artık eskisi gibi değil.
aynı şeyleri düşünmüyorum, hissetmiyorum, takmıyorum.
sert ve bir o kadar gereksiz olarak anılacak bir çehreye sahip miyim bilmiyorum.
Ama insanlara kızmıyorum, kızamıyorum.
kulaklarımda frank sinatra'nın I am not afraid şarkısı çalıyor.
ve lanet ediyorum zamana, lanet ediyorum kendime, frank'e ve sana.
müzik sesi kulaklarıma varmadan önce nöbetçi asker olan elelrim,
uzak bir ispanyol dansçısının eteği gibi.
oradan oraya gidiyor ve harf arıyor.
kahretsin yine de anlatamıyorum.
müzik hızlandı, hızlandı, allegrato...
evet, korkmuyorum senden, senin düşüncenden, fikrinden, cisminden.
sevmiyorum zannedebilirdsin seni.
hayır gerçeklerin denizi göster bize kendini.
kabulümdür sularında boğulmak.
isteksizce ölüyorum ve soruyorum.
istiyerek ölür mü insan.
evet, vazgeçtim istiyerek ölüyorum.
dalgaların karşsında bekleyeceğim.
ve geri dönmeyeceğim.
çünkü korkmaktan vazgeçmek gibi değil.
ödlekçe değil, basitçe değil.
ve hayatım boyunca gözlerimle görmediğim o ispanyol dansçısı.
bir çingenenin eteğinde mi arayacağız seni.
hayır.
denizler, okyanuslar, sayfalar, insanlar, tanrılar aşardım.

ama güneş battı.
elvada denizler,
elvada dalgalar,
elveda frank,
elveda gözlüklerim buğusu,
elveda hayat,
sen olmadıktan sonra.

geri dönmesini beklerken ölemeyiz.
ama geri dönmesi bekleriz.
uzun bir bekleyiş olsada.
ama sonsuzlukta değiliz hiçbirimiz.
ne sen ne ben.

Hiç yorum yok: